Aylık arşiv Ocak 2018

ileadmin

Çocuklarda Kabızlık

ÇOCUKLARDA KABIZLIK VE TEDAVİSİ

Kabızlık çocukluk döneminde sık rastlanan bir sorun olup haftada üç defakasyondan az sayıda dışkı yapılması şeklinde ifade edilmektedir. Bir hastanın kronik kabız olarak kabul edilebilmesi için şikayetlerinin hastaneye başvuruşundan altı ay önce başlamış olması ve üç ay süre ile ayda üç veya daha fazla gün bu şikayetlerinin bulunmasının gerekli olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca laksatif ilaçları kullanmadan kronik kabızlığı olan hastalarda yumuşak dışkılamanın nadiren yapılabileceği kabul edilmektedir.

Çocuklarda yapılan çalışmalarda barsak hareketlerinin sıklığının çok değişken olduğu gösterilmiştir. Anne sütü ile beslenen çocukların günde 7-8 kez veya 5-7 günde bir dışkılama yapması normaldir. Anne sütü yada mama alan bebeklerin % 93’ün de dışkılama sıklığı günde 1-7 arasında değişmekte iken, anne sütü ile beslenenler ilk günlerde daha sık dışkılar ve yaklaşık 16 haftalık olunca her iki grupta günde ortalama 2 kez dışkılama olur. Dört aydan sonra iki yaşına kadar ortalama 4’ten, günde 2 kereye doğru yavaşça azaldığı görülmüştür. Dört yaşında çocukların %96’sında dışkı sıklığı günde 3 ile haftada 3 kez arasında değişmektedir.

Tüm dünyada çocukların % 0,3-28’inde kabızlık sorunu olduğu düşünülmektedir. Çocukluk çağı kabızlığı erkeklerde kızlardan daha sık görülür.

Çocuk yaş grubunda kabızlığın % 95’ini fonksiyonel kabızlık (organik bir sebebin olmadığı kabızlık) grubu oluşturur.Kalan % 5 bölümünü ise nörojenik kabızlık, anal lezyona bağlı gelişen kabızlık endokrin ve metabolik nedenlerin oluşturduğu kabızlık ve ilaç etkisine bağlı gelişen kabızlığın etken olduğu organik nedenler grubu oluşturur.

Kabızlık en sık tuvalet eğitimi sırasında (2-4 yaşlar arasında) ortaya çıkar. Anne sütünden inek sütü bazlı formulaya geçiş dışkıda sertleşmeye neden olarak süt çocuğunda ağrılı dışkılamayı başlatabilir. Tuvalet eğitiminin aşırı zorlayıcı ve uygun olmayan şekilde yapılması dışkının tutulmasına ve sertleşmesine yol açabilir. Daha büyük çocuklarda okul tuvaletlerinin rahat olmaması dışkı tutma davranışını başlatabilir. Daha sonra dışkı tutma davranışı kısır döngüye girerek büyük, sert ve ağrılı dışkılamalara yol açar. Çocukluk dönemi kabızlığında fiziksel ve psikolojik faktörlerin karşılıklı olarak etkileşimi söz konusudur.

Kronik fonksiyonel kabızlıklı çocuklarda rektumda büyüyen kakanın sıvıları iyice emerek sertleşmesi ve fekal kitle haline dönüşmesi sonucunda kramp iştahsızlık ve huzursuzluk başlamaktadır. Kronik fonksiyonel kabızlıkda ağrılı kaka yapma, kaka kaçırma, karın ağrısı ve kanlı kaka yapma sık rastlanan yakınmalardır.

Öykü( doğumdan aylar ve yıllar sonra başlayan kabızlık, biriktirme postürü, dışkılama korkusu ve dışkı kaçırma) ve fizik bakı( palpabl abdominal dışkı kitlesi) fonksiyonel kabızlık için tipik olduğunda hiçbir laboratuar incelemesi yapılmasına gerek yoktur. Nedeni organik düşünülüyorsa bu hastalığın tanısına yönelik testler yapılmalıdır. Az sayıdaki olguda klinik değerlendirme ve basit tedavi yaklaşımları yetersiz kalır. Bu gruptaki hastalarda düz karın grafisi, baryumlu grafi, anorektal manometri ve rektal biyopsi yararlı olabilir.

Çocukluk çağı kabızlık tedavisinde başarıya ulaşmak için takım çalışması gerekir. Doktor, hemşire, öğretmen ve anne-baba en iyi sonucu elde etmek için bir arada çalışmalıdır. Tedaviye erken başlamanın tam iyileşme olasılığını arttırdığı düşünülmektedir.

Tedavide:

  1. Eğitim
  2. Birikmiş dışkının boşaltılması
  3. Normal dışkılama alışkanlığının kazanılması sırasında yeniden dışkı toplanmasının engellenmesi ve laksatif kullanımı
  4. İlaçların kesilmesi

olmak üzere dört aşamadan oluşur.

Başarılı bir kabızlık tedavisi için anne-baba ve çocuğun eğitimi çok önemlidir. Sorunun fonksiyonel kabızlık olduğu ve daha kötüleşmeyeceği, tehlikeli olmadığı, gelip geçici olduğu, dışkıyı yumuşatmak ve ağrısız defekasyon için çeşitli yollar bulunduğu konusunda hastaya ve anne-babaya güven verilmelidir. Ayrıntılı bir eğitim planlaması ailenin sıkıntılarının ortadan kaldırır ve uzun süreli tedaviye eğitimi kolaylaştırır.

ileadmin

Çocuklarda Kış Hastalıkları

Her yıl havalar soğumaya başlarken çocuklarda görülen hastalıklar da artar. Çocuk hekimi  olarak sık gördüğümüz hastalıklar çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonları ve gastroenterit dediğimiz mide barsak enfeksiyonlarıdır.Okula yeni başlayan çocuklar genellikle daha sık hastalanırlar ancak seneler geçtikçe bağışıklıkları artar ve hastalanma sıklığı azalır.Engellenmesi çoğu zaman tam mümkün olmasa da kış hastalıklarından çocuklarımızı korumak için yapabileceğimiz şeyler var.

Grip
Kış hastalığı denince çoğu insanın aklına haklı olarak grip gelir.Grip özellikle kış aylarında görülen ve çok geniş bir kitleyi hasta eden bir hastalıktır.Özellikle bebekler,küçük çocuklarla astım gibi bir kronik hastalığı olan çocuklarda grip üzerine eklenen komplikasyon riski fazladır.Pek çok viral hastalığa halk arasında grip dense de aslında tipik grip (influenza)in kendine özgü bir seyri vardır.Burun akıntısı öksürük gibi semptomları takiben aniden yükselen ateş  40 derecelerde seyredebilir.Bunun yanı sıra çocuklar oldukça hasta görünür ve kendilerini hasta hissederler. Diğer üst solunum yolu enfeksiyonlarında çoğu kez daha yavaş bir seyir vardır ve ateş grip kadar inatçı ve yüksek değildir.Grip klinik seyri ile pek çok hekim tarafından teşhis edilebilir. Ayrıca teşhis için duyarlılığı yüksek olan antijen testleri de kullanılabilir.Grip hastalığına influenza virüsleri sebep olur.İnfluenza virüslerinin A ve B ve C olmak üzere üç tipi vardır. Yalnızca A ve B insanda hastalık yapar.

Tüm üst solunum yolu enfeksiyonlarında olduğu gibi gripte de sık el yıkama ve hasta kişilere yaklaşmamak koruma sağlayabilir.Gribi önlemenin yollarından biri de grip aşısıdır. Grip aşısı her sene bir önceki seneki virüslerin özelliklerine göre üretilir. Etkinliği de seneden seneye değişmektedir. Geçtiğimiz kış (2007-2008 kışı) grip aşısı etkinliği hakkında CDC tarafından verilen rakamlar %50-60 gibi bir koruyuculuk gösterdi..Genellikle bu rakam çok daha yüksek olmaktadır.Grip aşısı  6 ay 19 yaş arası herkese önerilmektedir. Özellikle 6 -24 ay arasındaki çocuklar ve astım gibi kronik hastalığı olan çocukların olması şarttır. Ülkemizde bulunan aşılar kasiçi uygulanan ölü aşılardır. Yurtdışında burna sprey şeklinde burna uygulanan canlı aşılar da vardır. Grip aşıları yumurta proteininden yapıldığı için yumurta alerjisi olanlara yapılması sakıncalı olabilir.

Üzerine ikincil bir enfeksiyon ilave olmamış gribin tedavisinde antibiyotikler etkisizdir.Teşhis erken konulduğu takdirde antiviral ilaçlar hem enfeksiyonun önlenmesinde hem de semptomların kısalmasında etkilidir.Grip ilaçları aşının yerine geçmez ancak aşı ile birlikte koruma için etkili olabilir.Grip geçiren bir hastanın yakın çevresindekilerin  antiviral ilaç kullanmaları gribin bulaşmasını önleyebilir.Özellikle 0-2 yaş arası çocuklar  ve kronik akciğer hastaları olmak suretiyle grip hastalığına yakalanan bir takım kişilerde ikincil bir enfeksiyon görülebilir. Bu alt solunum yolu enfeksiyonu   (pnömoni ya da zatürre gibi) ya da kulak enfeksiyonu gibi üst solunum yoluna dair bir enfeksiyon olabilir. Bu durumlarda antibiyotik kullanılması gerekebilir.

RSV (Respiratuar sinsisyal virus)
Her yaştan insanı etkileyebilir ve büyük çocuklar ve erişkinlerde  yalnızca bir miktar burun tıkanıklığı ve boğaz ağrısına neden olur.Küçük çocuklarda ise çok fazla öksürük ve solum sıkıntısına neden olabilir. Çocuklar sesli nefes alabilir ve wheezing ya da hışıltı dediğimiz,üfürüğe benzer bir solunum sesini çıkarabilirler.Yenidoğanlar ve özellikle prematüre bebeklerde RSV çok ağır geçebilir.akciğer enfeksiyonuna neden olabilir ve direnci düşürdüğünden üzerine başka enfeksiyonlar ilave olabilir.Prematüre bebekler ve kalp hastalığı gibi kronik bir hastalığı olan çocuklarda koruyucu bir antikor verilerek RSV den korunma sağlanır.RSV için el yıkama gibi genel korunma yöntemleri dışında bir korunma yoktur.Yine özgül bir tedavisi de yoktur.Semptomlar tedavi edilir ya da ikincil bir enfeksiyon ilave edildiyse o tedavi edilir.Yanlız RSV uzun süre öksürük ve burun akıntısına neden olabileceği için doğru teşhis edilmesi yanlış tanı ve tedavileri önleyebilir.

RSV ve İnfluenza dışında pek çok virüs üst solunum yolu enfeksiyouna sebep olabilir. Bunlardan bir türü influenza familyasına yakın parainfluenza virüsleridir. Erişkinlerde ve büyük çocuklarda genellikle aksırık tıksırık ile atlatılırken küçük çocuklar ve bebeklerde ciddi enfeksiyonlara neden olabilirler. Krup dediğimiz tabloyu en çok meydana getien de yine bu virülerdir.

Streptokok Farenjiti (Beta-strep)
Streptokok farenjiti okul çocukların hastalığıdır en sık 5-12 yaş arasında görülse de nadiren küçük çocuklar ya da bebeklerde de görülebilir. Streptokok farenjiti genellikle çok ateş halsizlik ve boğaz ağrısı ile seyreder. Kuluçka dönemi iki ila beş gündür
Kuluçka döneminde olan çocuklar da hastalığı bulaştırabilirler.

Öksürük gibi semptomlar ise bu hastalıkta sık görülmez. Boğaz enfeksiyonu yapan virusler de vardır. Boğazın muayenesindeki belirtiler,klinik tablo ve boğaz testleri viral enfeksiyonları bakteri enfeksiyonlarından ayırmada önemlidir.

Eğer streptokok farenjiti (beta) teşhis edildiyse antibiyotikle tedavi edilmesi gerekir. Tedavi hem semptomların daha kısa sürmesini sağlar hem de streptokoka bağlı akut eklem romatizması riskini önler. Antibiyotik tedavisi ile bulaştırıcılık da önlenir. Virüse bağlı boğaz enfeksiyonlarında antibiyotik kullanmaya gerek yoktur.

Gastroenteritler( Mide Barsak Enfeksiyonları)
Kışın mide barsak enfeksiyonları daha çok virus kökenlidir. Yazın ise daha çok bakteryeldir.Bu viruslardan en sık görülenleri rotavirus,adenovirus ve norovirustur.

Rotavirus
Rotavirus dünya yüzünde en sık görülen ishal etkenidir. Dünya yüzünde çocuk ölümlerinin önde gelen etkenlerinden biridir. Rotavirüs çok yaygındır ve çocukların %80  5 yaşına kadar geçirmiş olurlar.Rotavirüsün beş tipi vardır.Kuluçka dönemi iki günün altındadır.Genellikle önce ateş ve kusma sonra da ishal ile kendini gösterir. Özellikle bebeklerde hastalığın seyri  daha ağırdır.Diğer virüslere göre daha uzun ve daha ağır seyreder . Rotavirus genellikle yiyeceklerle değil,insandan insana ya da enfekte yüzeylerde canlı kalarak insanlara bulaşır.Özellikle yuvalarda alt değiştirme bulaşma riskini çok arttırır.

Hijyen, el yıkama ve izolasyon bulaşmayı engellemede etkilidir. Hasta çocukların okula ya da yuvaya gitmemesi gerekir. İshal bittikten sonra 3 gün daha dışkı yoluyla bulaşma olabileceği ve rotavirüse bağlı şikayetler başlamadan bulaştırıcılığın başladığı unutulmamalıdır. rotavirus salgınları olduğunda sağlıklı çocuklara  probiyotik verilmesinin de hastalığı engelleyebildiği gösterilmiştir.

Dışkı testi ile kesin tanı konur. Hastalığın kendine özgü bir tedavisi yoktur.Antibiyotikler rotavirüs enfeksiyonu tedavisinde gereksizdir hatta ishal ve kusmayı kötüleştirebilirler. Yapılması gereken şey kusmanın yoğun olduğu dönemde mideyi dinlendirdikten sonra ağızdan çok yavaş sıvı vermektir.(5 dakikada bir tatlı kaşığı) Sıvı kaybının çok olduğu dönemlerde verilmesi en uygun sıvı tuzlu şekerli karışımlardır.Bunlar çocuk tarafından alınmadığı taktirde pirinç suyu,meyve çayları,az yoğurtlu ayran verilebilir.Hep su ve tuz alımının dengesine özen göstermek gerekir.

Anne sütü kesinlikle kesilmemelidir.Anne sütünün iyileşmeye büyük katkısı vardır.Artık ishalde sıkı diyetler önerilmemektedir ama yağlı ve şekerli yiyeceklerden bir miktar kaçınmak gerekir.Diyet çocuğun tolere ettiği şekilde geliştirilir. Anne babaların kilo kaybı ve iştahsızlıkla ilgili endişeleri olsa da bu süreçte önemli olan çocuğun yeterince sıvı almasıdır.
Kilo verseler bile hastalık sonrası süratle bu kilolar genellikle geri alınır.Ayrıca yiyecek için zorlamak kusmaya neden olabilir. Probiyotik kullanımının hastalığın süresini birgün kadar kısalttığı ve şiddetini azalttığı  gözlendi.Sıvı kaybı olmadan hemen damar yolundan sıvı vermek gereksizdir ancak sıvı kaybı başladığı noktada ağızdan rehidratasyon tekniği (az az sık sık içirmek) etkisiz hale gelirse damar yolundan sıvı verilmesi gerekebilir.
Rotavirus bunca yaygın bir hastalık  nedeni olduğu için uzun yıllardır aşı gelıştirilmeye çalışılıyor. 1999 yılında geliştirilen aşı barsak düğümlenmesi vakaları nedeniyle piyasadan kalktıktan sonra tekrar aşı gelişmesi uzun sürdü iki yıl önce yeni aşıların lisanslanması tamamlandı.Bu aşılar oldukça güvenli. Türüne göre iki ya da üç doz uygulanıyor.2 ayla 6 ay arasında uygulanması gerekiyor. Aşılı çocuklarda klinikte rastladığız rotavirüs hastalıkları oldukça hafif geçiyor ya da hiç rastlanmıyor.İki yıldır Amerika’da rutin aşı takvimine girmiş durumda, dünyanın pek çok ülkesinde de rutin kullanılıyor. Rota aşısını rutin uygulamakta fayda olduğunu düşünüyoruz.

Norovirus
Yine rotavirus gibi sık rastlanan bir mide barsak enfeksiyou virüsü, Rotaviruse yakın sıklıkta olduğunu söyleyenler mevcut. Çok bilinen bir virus değil ve rotavirus gibi çabuk tanı yöntemleri yaygın olmadığı için genellikle pek çok vakada isimlendirilemiyor. Norovirus Aksaray’da geçen yıl yaşanan salgından sonra Türkiye’de adını duyurdu.Norovirus yiyecekle,içme suyuyla (bu sebeple de salgınlara neden olabiliyor.)ve ya insandan insana damlacık yoluyla bulaşabiliyor. Enfekte yüzeylerin üzerinde birkaç saat canlılığını sürdürüyor.Genellikle kışın görülüyor.Ancak yiyecek zehirlenmesi etkenioarak yazında sıkça rastlanabiliyor.Kuluçkası  36 -48 saat arası, bazen 12 saate kadar düşebiliyor.hızla başlıyor ve hızla da geçiyor.genellikle kusma ve kramplı karın ağrısı yoğunlukla görülüyor, sonra da ishale neden olabiliyor.Ateş de görülebiliyor.

Norovirüsün kendine özgü bir aşısı ya da tedavisi bulunuyor. El yıkama ve yiyecek hijyenine dikkat etmek kadar etrafın dezenfeksiyonu da önemli (banyoda bulaşa yüzeyler gibi) tedavide probiyotikler ve sıvı tedavisi kullanılıyor. Antibiyotiklerin kesinlikle yeri yok.Rotavirüsten kısa seyrettiği için genellikle ciddi bir sıvı kaybına neden olmadan atlatılabiliyor ancak küçük bebeklerde sıvı kaybına çok dikkat etmek gerekiyor.

Adenovirus
Genellikle kış sonu,ilkbahar ve yazın görülmesine rağmen bütün yıl görülebiliyor. İshal ve kusmanın yanı sıra göz enfeksiyonu,öksürük burun akıntısı yapabiliyorlar. Yüksak ateş sıkça görülüyor. Adenovirüs dışkıda hızlı testle gösterilebiliyor. Kendine özgü bir tedavisi yok ancak doğru tanımlandığında gereksiz antibiyotik tedavisi önlenebiliyor. Tedavi yine sıvı replasmanı, probiyotiklerden oluşur.

Kış Hastalıklarından Korunma
Kış hastalıklarının çocukluğun önüne geçilemez bir parçası olduğunu kabul etmek gerekiyor Her ne kadar aşılama ve hijyen gibi teknikler bazı hastalıları engellese de kışın çocukların hasta olmaları da normaldir.

Beslenmeye dikkat etmek.  Dengeli beslenip,mümkünse besinlerin içinde değilse de dışarıdan
Vitamin ve balık yağı gibi takviyelerin alınması . Stresin mümkün olduğunca azaltılması (evet çocuklarda da stres bağışıklığı azaltabiliyor.) Yuva ya da okulların ateşli ya da ishal kusmalı çocuların okula gelmesiyle ilgili sıkı kurallarının olması önemli. Hasta çocuklar bulaştırıcı dönemlerinde okula gittiklerinde hastalık kısır döngüsü devam ediyor.tabii anne babaların buna batan hazırlıklı olmaları ve çocukların hasta iken okula gidemeyebileceklerini kabul ederek ona göre bir hazırlık içinde olmaları şart.Çalışıyorlarsa gereğinde çocuğa bakabilecek birinin ayarlanması ,bunun önceden konuşulması son dakika stresini engelleyebiliyor.Okuldaki ve evde hijyen ve sık el yıkama özellikle mide barsak enfeksiyonları olmak üzere genelde enfeksiyonların engellenmesinde işe yarıyor.Yine probiyotiklerin düzenli kullanımının yalnız mide barsak enfeksiyonu değil üst solunum yolu enfeksiyonlarının engellenmesinde de etkili olabileceğine dair yayınlar mevcuttur.Antibiyotiklerin akılcı kullanımı da direnç gelişmesini engelleyecektir.

Sağlıklı bir kış dileğiyle